Geçmişin Geleceğe İmzası, Tyana...

 Kemerhisar’da yürürken dikkatli olun çünkü ayaklarınızın altında geçmişin izlerini taşıyan büyük bir dünya var.Herhangi bir yerde toprağı kazın,yüzlerce yıllık saklı bir tarihe ulaşırsınız.İşte amacımızda bu; Kemerhisar’ın gizli almış tarihi katmanlarına ulaşmak,bu kayıp hazinenin katmanlarını birlikte gün yüzüne çıkarmak…

 

Gülek Geçidi’nin Kapadokya’ya açıldığı bölgedeki yüzlerce yıllık tarihe sahip belde Genç Hitit ve Romalılar döneminde ön plana çıkmıştır.Niğde il merkezinin 24 km güneyinde,bor ilçe merkezine 8 km uzakıkta ve Bahçeli Beldesiyle iç içe durumdadır.Bu antik kente birçok isim verildi.

 

Tuvana dendi,Tyana dendi,Kilisehisar dendi.Bu tarihi kent,ilk olarak M.Ö. 6030’lu yıllarda Köşk Höyük’te yazılan lahitlerden de anlaşılacağı gibi Cilalı Taş Devri’ne kadar giden bir tarihçeyle karşılıyor bizi.Kent daha sonrada,M.Ö. 1200’lü yıllarda II. Hitit İmparatorluğunun hükümet merkezi olarak çıkıyor karşımıza,İlk kent kültürü oluşumu,yönetsel kavramların ortaya çıkması Hititler döneminde gerçekleşmiş,önemli bir ticaret merkezi olmaya başlamış,doğu ile batı arasında geçiş noktası olmasından dolayı sürekli gündemde kalmıştır.

Öyle ki; tarihin en eski ve en güvenli güzergahı olan Kral Yolu,M.Ö. 5.yüzyılda Efes-Tyana ve Sinop-Tyana arasında yeniden inşa edilir.Bu özelliğiyle Tyana,Pers İmparatorluğu Kralı I.Darius zamanında Efes ile Perslerin güçlü kenti Persopolis arasında köprü vazifesi görmüştür.Tarihi Kral Yolu’nun başlangıcı olmasıyla birlikte dünyanın ilk posta teşkilatı da Tyana’da kurulur. Kral Yolu büyük imparatorluk boyunca Efes’ten Persepolis’e kadar hızlı ulaşımı kolaylaştırmak için yapmıştır.Antik Yunan kentlerinin Asur ve Pers kentleri ile ticareti sağlamak için Kral Yolu’nun son durağı Tyana’dan başlayan Şark Yolu güzergahıoluşturulmuş,Asurların batıdaki son sınır komşusu Tyana’ya Kral Yolu ile ulaşan ticari ve kültürel değerler,Şark Yolu ile Doğu’nun kalbi Persapolis’e kadar ulaşmıştır.

 

İlk çağlarda ise Kral ve Şark Yolu'na alternatif Avrupa'dan Çin'e güçlü bir güzergah inşa edilmek istenmiş bu yüzden günümüze kadar ulaşan tarihi İpek Yolu oluşturulmuştur.İpek Yolu'nun Kral Yolu'nda kesiştiği tek yerin Tyana olması, tarih için Kemerhisar'ın ne kadar vazgeçilmez olduğunun göstergesidir.

 

Genç Hitit döneminde kurulan Tabal-Tyana Krallığı ile Kayseri,Konya,Nevşehir,Niğde gibi 24 merkeze başkentlik yapmıştır. 24 kent krallığının merkezi olan Tyana tarihin ilk konfederasyon merkezi olarak göze çarpar.M.Ö 800 yılından 500 yıllara kadar Tyana Kenti kendine özgü yönetim modeli ile batı ve doğu'dan gelen her türlü istilacı saldırıyı önler.

 

M.Ö. 480 yılında Perslerin Yunanistan'ı işgali sırasında Tyana el değiştirir, Persler burada büyük bir ikmal merkezi kurarlar.M.Ö 335 yılında ise Makedon Kralı Büyük İskender Tyana’yı istila eder,gerek Hindistan,gerekse Mısır fetihlerinde izlediği güzergah noktası olarak kullanır. M.Ö. 372 yılında ise Roma’ya bağlı Kapadokya Krallığı Güney ve Kuzey diye ikiye ayrılmış.Güney Kapadokya Devleti kurularak başkenti Tyana ilan edilmiştir.Konya,Niğde,Ereğli,Aksaray ve Viranşehir,Tyana’ya bağlanmıştır.

 

Büyük İskender’in ölümünün ardından Tyana şehir devleti olarak Roma İmparatorluğu’nun kontrolüne girer.

 

M.Ö. 50 yılında Romza İmparatoru Jul Sezar ile Mısır Kraliçesi Cleopatro arasında yaşanan dstansı aşk ile Roma-Mısır birleşmesi gündeme gelir. Cleopatra  Roma toprağı olan Tarsus’a yerleşir, yazları ise Tyana’da ikamet etmeye başlar. M.Ö. 44 yılında Jul Sezar’ın ölümünden sonra Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı Roma diye ikiye ayrılır..Tyana , Doğu Romanın eline geçer.Doğu Roma’nın ilk imparatoru Marcus Antonius ile işbirliğine giden Cleopatra , Batı Roma’ya savaş açar. Savaşı kaybeden Cleopatra önce Tyana’ya,arkasından Tarsus ve İskenderiye’ye çekilir ve burada ölür. Doğu Roma’nın tarihten hemen silinmesiyle yeniden Büyük Roma İmparatorluğu yönetimine giren ve Romalılar döneminde piskopatlar tarafındn idare edilen Tyana, 7. Yüzyıldan itibaren Arap saldırısına karşı direnmiştir.

 

Sık sık ek değiştiren Tyana,Arap İstilası sonucu 810 yılında Abbasi Lideri Harun Reşit devletine katsada,4 yıl sonra Roma geri almıştır.830 yılında ise Abbasi Lideri Memnun tarafından kesin olarak alınan Tyana’da büyük bir yıkım gerçekleşmiş,tarihi kilise,enstitü,birçok Roma eseri yok edimiştir.

 

1071’den sonra Selçukluların Anadolu’ya gelmesi ile Tyana önce İlhanlılaın sonra Selçukluların iradesi altına girmiş,dini ve ticari merkez olma noktası kendisine bağlı Konya’ya kaymıştır. Tyana ismi Abbasiler ve Selçuklular;ve en sonunda Osmanlılar döneminde değiştirilmiş, Abbasiler ; İsahisar, Selçuklular; Kilisehisar , Osmanlılar döneminde ise Kishisar adını almıştır.

 

Osmanlı döneminde kaliteli meyveleri ile dikkat çeken şehirde hiçbir yerinde ne Selçuklu , ne Osmanlı eserinin olmaması dikkat çeker.1918 yılında ise Konya Sancağı’na bağlı Kemerhisar Belediyesi kurulur.

 

Cumhuriyetin ilanından sonra Kishisar ismi Kemerhisar olarak değiştirilmiş ve Niğde Bor’a bağlı bir kasaba olmasına karar verilmiştir.

Günümüze gelebilen kalıntılardan , Tyana’nın imparatorluk dönemi şehir gelişimini gösteren tüm özellikleri taşıdığı görülmektedir.Bu dönemde ki dğer buluntu örnekleri de karşılaştırıldığında,aynı sonuca ulaşılır.Güney Kapadokya’daki Tyana şehri, imparatorluk dönemi şehir medeniyetlerinin en iyi göstergelerinden birisidir.Tyana orada diğer imparatorluk kültürünü yansıtan şehirlerle karşılaştırıldığında ,kaliteli bir örnek olarak orty çıkmaktadır. Vahşi hayvan avını gösteren bir mezar kabartması da bu medeniyete bir örnektir.M.Ö.II. yüzyıl dönemine ait bu kabartma resme , konusu açısından bakıldığında bir harikadır. Stil olarak birbirine akraba olan örnekler incelendiğinde , Tyana’da çok yükek bir sanatsal dereceye ulaşmış bir atölyede yapıldığı anlaşılabilir. Aynı özellikleri impartorluk dönemi lahitleri de taşımaktadır. Üzerinde vahşi hayvan işlemeleri olan çatı rölyefleri de aynı mezar kazılarından çıkarılmıştır.

 

Tyana’nın  altındaki bu göze çarpan kabartmaların  nedeninin, Tyana’dan geçen eski kral yolu olduğu söylenebilir. Tyana imparatorluk döneminde de köylerden şehirlere geçen yolun önemli bir etabıydı.

M.S.II. yüzyıldaki doğu savşlrında şehrin önemi tekrar ön plana çıkmıştır.Birçok Romalı İmparatorun Tyana’ya gelmesi bunu kanıtlamıştır.M.S. 213 yılında Carakalla tarafından doğu kınlarında savaşacak ordulalrı hazırlamak için Tyana bir eyalete dahil edilmiştir.

Tyana’daki askeri birliklerin varlığı da ikmal yeri olarak kullanıldığının göstergesidir.İkmal uzmanı C. Torkutias’ın mezar taşı da bunun kanıtıdır.Anadolu’nun batısında ki uluslar arası trafik bağlantıları  Klikya kapıları aracılığı ile Tyaana’ya kadar gelmiştir. Bu trafikte sadece insanlar gelmemiş,aynı zamanda mal , sermaye , bilgi , teknik bilgi ve kültürel akımlar gelmiştir.Bu çok çeşitli trafik , Tyana’nın  her dönemde yükselmesini sağlamıştır. Her şeyden  önce bilinen bu ithal kültürün dışında da imparatorluğun bu ülkede yüzyıllarca sürmüş kendi kültürü de vardır.Bu durum özellikle yöresel özellikleri taşıyan ve işçiliğin birinci kalite olduğu taş işletmeciliği sanatında kendini gösterir. Uluslararası alanda ün yapmış atölyelerde üretilen ve mermer üzerine işlenen kadın resimleri genç İran dönemine benzer özellikler taşır. Bu mermer malzemelerin de dışarıdan ithal edilmiş olması muhtemeldir.

 

Tyana tehlikeye açık konumu nedeniyle Anadolu’da olan savaşlarda sürekli kurban konumuna düşmüştür.Fakat bütün olarak bakıldığında şehir her pozisyonda bu durumdan  kendisine yararlar çıkarmasını bilmiştir.En azından Tyana M.S. 5. Yüzyılda çok öenmli yapı olan ve başkentin atölyelerine özgü çok güzel işleme stilleriyle bezenmiş bölümleri olan bir basillika’yı yapma gücüne erişmiştir.

 

Üzerinde akantus çiçeğinin oldukça özenli işlenmiş örnekleri olan ve iyi korunmuş olan taş işlemeler döneminin İstanbul ya da Selanik’teki  çalışmalarına pek az benzemektedir.Tyana eski Bizans döneminde de İmparatorluk şehirlerinde ki gelişmelerden yakından ilgiliydi.Toroslar ön ülkesinin merkezi yerleşim birimi olan şehrin  sonu da muhtemelen M.Ö.VI. yüzyıllardaki Pers savaşı ve VII.-VIII. Yüzyılllarda ki  şehri talan edip yıkan ve sonunda istila eden Arap akınlarında olmuştur.O zamanlar  açıkça görülüyor ki,şehrin gelişiminin bin yıllar içinde oluşan yaşam stili yıkılmış ve bunu takiben Tyana’nın işlevini  Güney Kapadokya’daki şehirler üstlenmiştir.

 

Yerleşim için son kanıt da,M.S. X yüzyıldan kalma bir dolap kapağıdır ki; bu dönemde Tyana Bizans yöneticilerinin  takviyesiyle kendinde son bir kilise yapacak gücü bulmutur.En geç XI. Yüzyılda Selçukluların akınlarıyla Tyana’daki bu ara dönem de sona ermiş ve Tyana’nın şehir olarak işlevini kuzeydeki Niğde üstlenmiştir.Bugün Tyana’nın kuzeyindeki kenarı oyuk kayalık çok sayıda genç antik dönem kaya odaları için bir kanıt oluşurmaktadır.

 

Tyana’daki kazıyı Venedik Bölgesi Klasik ve Doğu Uygarıklarını İnceleme ve Araştırma Merkez adlı ‘Kültür Vakfı’ finanse etmektedir.Kazı ekibi ise;Padova Üniversitesi Edebiyat ve Felsefe Fakültesi,Eski Çağlar Bilimleri Bölümü ve Venedik ‘ Ca Foscari’ Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşmaktadır.Kazı ekibini sorumlu başkanı , Padova Üniversitesinde Arkeolog – Topoğrafyacı Prof. Dr. Guido Traversari Rosada’dır.Vakıf başkanı Prof. Dr. Gustavo Traversari olup,Venedik ‘Ca Foscari’ Üniversitesinden emeklidir.Bilindiği gibi ilişkiyii sürekli olarak Prof. Dr. Asım Tanış yürütmüştür.

 

Tyana’yı geleceğe taşırken,Roma İmparatorluğu döneminde görkemli eselerinden olan 4,3 kilometrelik tarihi su kemerleri günümüze kadar ulaşarak geçmişin izlerini taşımaktadır. M.S. 98 yılında Roma İmparatoru olan Traianus döneminde inşaası başlayan görkemli su kemerleri İmparator Hadrianus döneminde bitirilmiştir.

Matematikteki altın oran kullanılarak yapılan su kemerleri köşk höyükten Tyana’ya su taşıyarak 30 bin kişinin su ihtiyacını karşılamıştır.Günümüzzde 1.2 kilometresi gün ışığında olan,5.2 metreye kadar yükseklik kazanarak inşa edilen kemerler,Roma döneminin tüm mimari uygulamalarını da kendisinde  barındırmaktadır.

 

Ünlü İskoç Tarihçisi Ramsay 1882 yılında Tyana’yı ziyaretinde,kemerlerin tamamının eksiksiz durduğunu ifade etmektedir.Eşsiz bitki örtüsü,zengin su kaynakları ile verimli toprakların buluştuğu Tyana birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.Yapmaya da devam edecektir…

 

TYANALI APOLLONİUS

 

İlk çağın büyük bilgesi Tyanalı Apollonius,İsa ve Havarileri’nin çağdaşıydı.Tılsım yapıcıların gelmiş geçmiş en çok tanınan ismi aslında,bir haham değil,pagan bir Roma vatandaşıydı.

 

Tyanalı Apollonius,muhtemelen 1. Yüzyılın en gizemli ve keskin karakterlerinden biriydi.Kültürlü ve zengin bir ailenin çocuğu olan Apollonius iyi bir eğitim almış, ailesinin yönlendirmesiyle 16 yaşında Tarsus’a gitmiş ve Pisagorcu okula kaydolmuştur.Pisagor teoremiyle adını tüm dünyaya duyuran Pisagor’un kurduğu bu okulda sayısal gizem ve felsefe temelinde yarı dinsel bir öğreti sunuluyor,okula yeni başlayanlar ilk beş yılında hiç konuşmuyor sadece eğitim alırlardı.Et yemeleri ve kadınlarla ilişki kurmaları ömür boyu yasaklanmıştı.Saç ve sakallar uzatılır , sabah ve akşam olmak üzere yaz kış soğuk su ile yıkanırlardı.Bedenlerinin herhangi bir yerinde özel bir işaret taşırlardı.Burada bir tür gizem kardeşliği bulunmaktaydı.Sayılar ve bunların dinsel ve yaşamsal anlamları kardeşliğin temelini oluşturmaktaydı.

Apollonius’un dünyanın ilk vejeteryeni olduğunu iddia etmek kuşkusuz abartı olacaktır,ancak ilk bilinenlerdendir.Apollonius’un vejetaryenliği o kadar ileriymiş ki; hayvan derisinden yapılan ayakkabıları ve giysileri giymiyor, kendisine söğüt dalından ayakkabılar örüyor,keten giysiler giyiyormuş.Bunlarla örtünüp , yatıldığında insanın uykusunun da arı gibi saf,görülen düşlerin de kendisi gibi yaşayan birisi için gerçeğe daha yatkın olacağını savunuyormuş.Aynı zamanda şifacı,bitki bilimci olduğu için en sağlıklı ve yararlı bitkileri,bunların yetiştirileblmeleri için bitki köklerinin nasıl aktarılması gerektiğini ,tohumlarının ekilmesi ve en doğal haliyle yetiştirilebilmeleri için yapılması gerekenleri etrafına aktarıyordu.

Tarihi değeri olan 312 farklı kitapta Hristiyan Peygamberi İsa’nın Apollonoius’un ta kendisi olduğu ifade edilir.M.S. 135 yılında Roma kaynaklarında Tyana ismi yerine Apollonia ismi kullanılmış,bölge halkı içinse Romalılar değil,Appolonalılar,ifadeleri kullanılmıştır.

 

Bir kilise tarihçs olan Karlheinz Deschner’e göre,büyü ve kehanet alanında en seçkin üstattı.Sıra dışı hayat hikayesi ünlü biyografi yazarı Flavius Philostratus tarafından İ.S. 220’de derlenmişti.Bu kitabı yazması çin Philostratus’u , Septmus Severius’un karısı ‘Bilge’ İmparatoriçe Julia Domma görevlendirilmişti.Philosstratus kitabı,imparatorun ofisinde tutulan arşivlerden faydalanarak yazdı.

Bu belgelere göre Tyanalı Apollonius,mucizeler yarata,şifacı,geleceği gören,sihirbaz ve neophytogorian bir filozoftu.

 

Belgeler ve Tuscides’in yazdığı kadarıyla İmparator Vespasan ve Domitian gibi görgü tanıklarına göre ‘mucizeleri’ arasında ,Apollonius’un kör bir adamı tedavi ettiği,ölmüş bir kızı tekrar hyata döndürdüğü,bir kasabayı kıtlıktan kurtardığı ve kara vebayı sonandırdığına dar iddialar vardır.İ.S. 302’de Bitnia’nın Valisi Sossius Hierocles,Apollonius’u öven başka bir kitap yazdı ve İsa da dahil tüm sözde ‘tanrılar’ arasından onu yüceltti.Tarihi İznik Konsülü ile Apollonious ismi tarihten silinmiş,kendisinin İsa olduğu iddiası ret etmiş ve Apollonia ismi yerine Tyana ismi kullanılması kararlaştırılmıştır.

İznik Konsülü’nden sonra Constantine ,onun kitaplarına ve öğretilerine katı bir yasak getirdi ve adı, Kilise liderleri tarafınan istismar edilerek lekelendi.Daha sonraları kitapları ve öğretileri gizlice Arap bilginlere verildi ve 8.yüzyıldan itibaren birçok Arap bilgin tarafından referans verilmeye başlandı,özellikle Razi ve Cabir İbn-i Hayyan tarafınfan .İbn-i Hayyan,İ.S 800’de Apollonius’un hayatı,tılsımları ve muskaları hakkında bir kitap yazarak adını ‘ Kitap-el Hacer’ala-Re-i-Balinius ‘ koydu.

 

1160’da Gautier d’Arras , Tyanalı Apollonius’un Paganların Peygamberi olduğunu yazdı.Philstratus’un kitabının Latince’ye çevrilen ilk kopyası 1504 yılında tamamlandı ve basıldı.Ardından bunu başka çeviriler takip eti.

1596’da ünlü şifreci ve casusluk ustası Blaise de Vigenere , Philostraus’un kitabını tercüme etti ve bazı yorumlar ekledi.

1611’de Vigenere’in Fransızca çevirisi,kendisi de gizemli bir yazar ve asi bir ‘cumhuriyetçi’ olan silah arkadaşı ArtusnThomas arafından yayımlandı.17.yüzyılda Rosycrucian’lar,Philostratus’un kitabını gizli dağıttılar.

1852’de İsviçreli Jacob Bruckhardt,Apollonius’la İsa’nın mucizeleri arasında çarpıcı bir paralellik olduğunu yadı ve Apollonius’un daha akla yatkın şekilde belgelendiğini iddia etti.

1865’te Albert Reville,Apollonius’u,Pagan Mesih olarak ilan etti.

1900’de yayımlanan,Kenneth S.Guthrie’nin,daha o dönemde bile kötü bir şöhrete sahip ‘Apollonius’un İncili, Apollonius’un takipçileriyle New York’taki kilise başpiskoposluğu arasında şiddetli bir tartışmaya yol açtı.

1947’de Dr. Walter Seigmeister,Tyanalı Apollonius’un gerçek ve taarihte yaşamış olan İsa Mesih olduğunu yazdı.Ona göre;Synptic İsa hiçbir zaman etten ve kemikten yaşamamıştı ve ilk kilise liderleri Mesih’i ‘gerçekten’ yaşamış olan Tyanalı Apollonius’un hayatından yaratmışlardı.

Aynı argüman birçk Gnostik tarafından tekrarlanmıştır.Bir Gnostik,’Tanrı’nın insan haline getirilmesi olarak mı algılandı yoksa insanın İlahi bir hale getirilmesi için mi,ama bu karakter,bir kişi olarak hiçbir zaman yer almamıştır,’ siye durumu özetlemişti.

1954’te Alice Winston’ın dikkt çeken kitabının başlığı,araştırmasınıgün ışığına çıkardı:’Hristiyanlığın Kurucusu : Tyanalı Apollonius’ Bugün bu konuda , yüzyılın ikinci  yansında farklı dillerde yazılmış olan aşağı yukarı 120 farklı kitap vardır.Yaşamı sırasında Apollonius,’İnsan Süretinde Tanrı’ olarak anılmaktaydı.

Hiç şüphe yok ki,Hristiyan dininin başlangıcından itibaren Tyanalı Apollonius vardı,hatta belki de ‘Synoptic İsa’ için bie rol modeli olmuştu.Birçok bilgin ve akademisyen için Tarihi  ve Mitsel Mesih belki de ‘hayatın kendisinden büyük olan’Tyanalı Apollonius’un yaşam portresinin ‘kolajı’ndan fazlası değildi.

Michael Baigent ve Richard Leigh’ın yazdığına göre,’iki bin yıllık Hristiyanlık yerine,mesela Tyanalı Apollonius’un öğretilerine dayanan bir dini iki bin yıl boyunca takip edebilirdik.Ve kesinlikle İsa’nın,Hristiyan geeneğinde görüldüğü gibi , Apollonius’la çok benzer yanları vardır.

‘Kolaj’ veya değil, ‘rol modeli’ veya değil, insan için kasabasında veya köyünde bir İsa Mesh mutlaka vardır, tarihi de olabilir efsanevi de , İncil’den çıkmış yada gelenek yapılmış olabilir, bunlar önemsizdir. İsa’nın gerçekte var olup olmadığı birçok tartışmalara yol açıp hala netlik kazanamamış olsa da olumlu olan tek şey Efsanevi İsa, iki bin yıl boyunca var olmaya devam etmiştir ve muhtemelen daha uzun yıllar da var olmaya devam edecektir.                                                                                                                           

 

 

Tyana’dan Kemerhisar’a

Coğrafi olarak karasal iklim hakim olmasına rağmen, Gülek Geçidi ve Torosların eteğindeki bir şehir olmasından dolayı Kemerhisar’da ılıman bir karasal iklim söz konusudur.

Yaz ayları kurak ve sıcak olmasına rağmen, yükseltisi ile serin bir atmosferi vardır.

Doğal bitki örtüsü ve üzüm bahçeleri ile birlikte oksijen oranı Anadolu’da en yüksek yerlerinden birisi olarak göze çarpar.

Yer altı kaynakları açısından zengin su kaynakları, tarih boyunca Tyana’yı önemli yerleşim yerlerinden birisi konumuna getirirken , özellikle kentin güney kısmında yoğun olarak oraya çıkan yer altı karbondioksit gazı bölgeye iktisadi değer katmıştır.

Su ve uygun toprak ile birlikte kaliteli bir meyve olarak dikkat çeken üzüm, M.Ö. Roma İmparatorlarının özel üzüm bahçelerinin olması ve burada yetişen üzümlerden kurulan şarap ve sirkelerin saraylara gönderildiği tarihçiler tarafından teyit edilmektedir.

Sirke ve şarap üretim geleneği asırlar boyu kuşaktan kuşağa aktarılan bir kültürel değer olmasıyla birlikte, Tyana’nın bereketli topraklarından yetişen  diğer sebze ve meyvelerin saklanması noktasında antik çağlardan günümüze kadar farkındalık yaratmıştır.

Tarımsal üretimin yoğun olarak yapıldığı antik kent Tyana’da beslenme ve yaşamı idame etme sorunları aşıldığından sosyal ve kültürel faaliyet ve eserlere önem göstermişlerdir. Antik Roma Döneminden Abbasi’lere kadar şehrin  her noktasında  toprağın altından tarih fışkırması maddi olarak zenginliğin bir işaretidir.

Kral, Şark ve İpek yollarının geçit noktası olmasından dolayı üretilen şarap, sirke ve diğer ürünler Pazar sıkıntısı çekmemiş, üretimin sürekliliğini sağladığı gibi kendi özgü metotlarda gelişme sağlanmıştır.

Üzüm kadar dikkat çeken ceviz ve kayısı üretimi de yüzyıllardır gelişen bir gelenektir. İklim yapısına uygun olarak üretilen ceviz ve kayısılar ebat ve ağırlık olarak diğer türlerden biraz daha küçük olsa da lezzet açısından diğerlerinden ayrılan bir özelliğe sahiptir.

Tyana’nın olmazsa olmaz üretimi hiç kuşkusuz elma üretimidir. Elma Avrupa’nın kalbi Roma’ya Tyana’dan gitti desek abartmış olmayız.

M.Ö. 5 yüzyılda Persler tarafından inşa edilen Şark Yolu ile elmacılık, Anadolu’dan Tyana’ya gelmiş. Erzurum ve Persapolis de yetiştirilen elmalar Tyana’da M.Ö 5 yüzyılda üretilmeye başlanmıştır. Çıkarılan eserlerde elma figürlerine rastlamamızda buna işarettir.

Elma üretimi tarihi Kral Yolu ile Yunan kentlerine ve Roma’ya ulaşırken, tarımda ileri olan Tyana Kenti, üzümcülükte geliştirdikleri aşılama yöntemleri ile günümüzde Niğde elması olarak anılan ama sulu ve besin değeri yüksek türlerin ilk üretildiği yerdir. Tyana’da yetişen elmalar -35 derece kadar dayanıklı olması bir yana, her daim canlı ve özgün tadı olması tarihin insanlığa hediyesidir.

Tarımın dönemin kentlerine oranla kat kat ileri olması hayvancılıkta da fark yaratmıştır. Uygun doğa yapısı ile birlikte at yetiştiriciliği  M.Ö. 1. Yüzyılda başlamış, M.S. 2 yüzyılda Avrupa’nın kalbi Roma saraylarına, İmparator ve İmparatoriçelerine Tyana’da yetiştirilen at lar hediye edilmiştir. Bu yüzden tarihte Tyana Kenti İmparator Bahçeleri olarak da adlandırılmaktadır.

Meyvecilikte ilerleyen Tyana, sosyal yaşamda müziğin gelişmesine katkı sunmuştur. Tyanalı Apollonious öğretileri etrafında Tyana’da şekillenen yeni Hipokrat Okulu ile birlikte müziğin algoritması ve notaların sayısal ifadeleri 1800 yıl önce Tyana’da ortaya çıkmıştır. Bugün Tyana’da hangi eve giderseniz gidin bolluğun ve zenginliğin en güzel sembolü olan müzik kültürünü dokularına kadar işlemiş olduğuna şahit olacaksınız.

Düğün gibi toplantılarda sergilenen oyunlarda Yalancılar olarak adlandırılan oyun bu topraklarda 1800 yıllık geçmişe sahiptir. Pisagorculuk okulunda paradoks eğitimleri sırasında  gerçeği aramak için tez – antitez formatında gelişen ve sosyal yaşama  yalancılık oyunu olarak  entegre olan bu oyunla birlikte gerçeğin efsunlu yolculuğu hicivle birleşerek Kemerhisar’da her türlü sosyal etkinlikte sergilenmekte, kullanılan cümle yapısı ve örneklemeler  tarihsel dokusu dikkat çekmektedir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu gelenek müzikle ve yetenekli müzisyenlerle desteklenerek kültürel bir miras olarak Tyana’da ayakta durmaktadır.

Müzik, kültür, mimar ve meyvecilik kentin demokrasi geleneğini de oluşturmuştur, tarih boyu düşünen ve üreten insan topluluğu yaratmıştır.

Hristiyanlığın kalbi sayılan tarihi İznik Konsülü Tyana’da yaşayan insanlar için Apollonialar olarak ifade etmesi dinsel ve sosyal yaşamda kendi özgü bir modeli inşa ettiğini göstermekle birlikte oluşturdukları kent meclisinde kendi yöneticilerini tarih boyunca kendileri seçmişlerdir. Sırasıyla Pers, Roma, Arap istilaları yaşayan antik kent Tyana, yüzyıllarca bu istilalara karşı kendi demokrasi geleneği ile direnmiştir. Ne Persler, ne Romalılar ne de Araplar döneminde istilacı devletler onurlu ve başı dik Apollonilara asla yönetici atayamazlar. Tyana kimin himayesine girerse girsin yüzyıllar boyu o devletlerin özerk bir yerleşim yeri oldu.

 

2000 yıla yakın gelişen demokrasi modeli bugün Kemerhisar Belediye Başkanı Beytullah Kirazcı tarafından sistematize edilmiş tarihsel birikim ‘Tyana Yerel Yönetim Teorisi’ ile geleceğe taşınmıştır.

Kuşkusuz  bu modelin tarihsel izleri Başkan Kirazcı tarafından ‘Birliktelikçi Demokrasi’ olarak adlandırılır, sosyal ve kültürel yaşamın demokrasiyle bütünleşmesiyle katılımın homojen olduğu bir yönetim modeline dönüşür. M.Ö. 8 - 5  yüzyıllarda 24 kent devletinin adı Tyanitis yani Tyana Devletleri olarak adlandırılması ve Tyanitis ülkelerinde çıkarılan eserlerde ‘Birlikte Yönetene Birlikte Dua Edelim’ yazıları buna işarettir.

Tarım, hayvancılık; mimari , felsefe ve sosyal yaşam gibi birçok alanda tarihe ışık tutmuş, insanlığa yol göstermiş Antik Tyana Kenti, bugün bile okur-yazar oranında, yetiştirdiği aydın, bilim adamı ve sanatçılarıyla birlikte yöneticilik deneyimi yüksek insan topluluğu ile geleceği aydınlatmaktadır.

Kemerhisar’a gelirseniz yolda gördüğünüz birisi Beytullah Kirazcı tarafından örgütlenen ve yönetim modelinin köşe taşı olan Tyana Kent Meclisi’nin bir üyesidir. Tyana’ya geldiğinizde yediğiniz elma ve üzüm damağınızda bırakacağı eşsiz lezzet, gözünüzü yumduğunuzda tarihsel bir yolculuğa çıkaracak kadar sıra dışıdır.

 

Tarihi su kemerlerine baktığınızda kalbiniz tarihle birlikte tadını hissedeceğiniz oksijenle daha farkı çarpar. Nereye bakarsanız bakın insanlığın en kutsal mekanlarını,3 kutsal dinin sembollerini görürsünüz.

Bu yüzden bizler Tyana dediğimiz şehre, sizler Kemerhisar deseniz de bu topraklarda ölen her insan tarihin bir misyonunu yerine getirmektedir. Geçmişin geleceğe olan imzasını atmakta, 8 bin yıllık tarihi geleceğe öncül olarak taşımaktadır.